SOMUT ZAMAN

Saatler tarihi konusunda kaynaklarda çeşitli bilgiler mevcut, bu yazıda saatin tarihinden ziyade estetiğinden, oda içindeki konumundan ve son olarak işlevinden bahsedeceğiz;

Çevremize bakındığımızda böylesi hızlı akan bir hayatın düzene girebilmesi için neredeyse ihtiyaç haline gelmiş, elimizle tutamadığımız saat kavramı sürekli bir yerlere yetişme zorunluluğumuzun olduğu insan ömrünün en dinamik çağlarında Hızır misali yardımına koşabiliyor. İşin derinine inilmediği takdirde tabii olarak sıradan bir ev eşyası veya aksesuar olarak tanımlanıyor. Maksadımızın derin düşünmek olduğunu varsayarsak bunca aydın insanın, saatten nice metaforlar ürettiği kimi yazarlara esin verdiği tezini doğruluyor. Gelin saatin türlerine kabaca göz atalım;

Güneş saatleri

Güneş saatleri insanlığın yüzyıllar boyunca zamanı ölçmek için kullandığı bir saat çeşidi. Özel olarak hazırlanmış bir milin gölgesinin, bir mermer veya taş zemin üzerindeki hareketine göre zamanın ölçülmesine yardım eder. Bu hareket de Güneş’in görünen hareketine göre gerçekleşir.

Su saatleri

Su saatleri de neredeyse Güneş saatleri kadar eskidir. Tek çanaktan oluşan su saatlerinde çanağın içi su doludur ve altında bir delik vardır. Çanaktan dışarı su boşaldıkça çanağın içindeki işaretler ne kadar zaman geçtiğini gösterir.

Continue Reading

İÇ MİMARLAR ODASI

İlk olarak TMMOB’ye bağlı bir dernek olan İç mimarlar odası 1976 yılında 18. oda olarak TMMOB bünyesine katılmıştır.

TMMOB İçmimarlar Odası, dernek olarak faaliyetlerine başlamış, 1976 yılında oda statüsüne geçmiş olup, dünyada oda statüsüne geçen ilk içmimarlık meslek kuruluşlarından biridir. 2011 yılı itibari tam yetkili üye sıfatı ile katıldığı mesleğin küresel ve en büyük örgütü olan IFI (International Federation of Interior Architects / Designers) Uluslararası İçmimarlar / İç Mekân Tasarımcıları Federasyonu’nda ülkemiz içmimarlarını temsil etmektedir.

Ülkemizde içmimarlık eğitimi, Sanayi-i Nefise Mektebî’nde Dahilî Tezyinat dersleri ile 1926’da başlamış, Avusturyalı eğitimci Philip Ginther başkanlığında “Dahilî Tezyinat Atölyesi” 1929’da resmi olarak onaylanmıştır. 1883 yılında eğitime başlayan, resmi adı Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şâhâne olan Sanayi-i Nefise Mektebî 1928’de Güzel Sanatlar Akademisi adını almış bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adı ile eğitim vermektedir.

Nihayetinde içmimarlığın tahsiline ve tekel bir kuruluşa bağlı kalması mesleki saygınlık açısından önem arz etmektedir ki 1976’dan itibaren görüyoruz resmileşmiş durumda…  

Continue Reading

ALIŞILMIŞ MİMARİ

Geleneksel mimari, belirli bir yerdeki toplumun, belirli bir kültürünün tanıdık simgesel biçimlerini kullanan yapı biçimi olarak tanımlanıyor. Bu anlamda geleneksel mimari, toplum düzeyinde kabul edilen ve bir sonraki nesle aktarılan, ortak bir yapılı çevre kültürü olarak özetlenebiliyor. Geleneksel mimari terimi ilk duyulduğunda eski bir zamana ait olan ve belirli kalıpları tekrar eden, sadece belirli bir dönemde geçerli olan bir yapılaşma olarak kavranabiliyor. Ancak tabii ki bu kavram çok daha fazla bilgiyi ve olguyu içinde barındıran, toplumsal ve kültürel düzeyde ilginç sonuçlar veren heyecan verici bir araştırma ve uygulama alanı olarak önem kazanıyor.

Yerel ihtiyaçları, inşaat malzemelerinin bulunabilirliğini ve yerel gelenekleri yansıtan mimari bir stil olmasının yanı sıra sosyo – kültürel öğeleri yansıtan bir olgu olarak geleneksel mimari, pek çok araştırmanın konusu olabiliyor. Bugün geleneksel mimari olgusu, teorik ve pratik olarak mimarlık okullarında ya da mimarlık ofislerinde tartışılan bir konu olsa da, aslında başlangıçta mimarlar ya da şehir plancıları gibi meslek profesyonelleri tarafından geliştirilmemişti. Toplumun içinde bulunduğu çevre, ulaşabildiği yapı malzemesi, ve ihtiyaçları doğrultusunda doğrudan kendisinin geliştirdiği bir yapılaşma hali olan geleneksel mimari, bu anlamda özel bir yerde konumlanıyor. Bununla birlikte, yerel yapı ustalarının inşaat becerilerine ve geliştirdikleri bilgiye dayanan geleneksel mimari, 19. yüzyılın sonlarından beri pek çok profesyonel mimarın bu tarzı araştırması ile gerek biçimsel, gerek işlevsel olarak esinlendiği bir yapı kültürü olarak önem kazanıyor. Öte yandan geleneksel mimari, bir bölgedeki sık rastlanan yapı yapma biçimlerini tanımlamaya yararken sosyo – kültürel unsurlar hakkında da bilgi veriyor. Bu anlamda geleneksel mimari belirli bir toplumun o yöreye ait yaşam biçiminin mekansal bir karşılığı olarak okunabiliyor. Halkın doğa ile kurduğu ilişkinin uyumu ve çevresel koşullara karşılık ürettiği yapısal çözümler ile oluşan bu denge aslen geleneksel mimariyi geleceğe aktarıyor.

Geleneksel Mimarinin Ortak Özellikleri Nelerdir?

Profesyonel bir tasarımcının üretmediği geleneksel yapılaşmalar genel olarak birbirini tekrar eden bir tipolojiye sahip olabiliyor. Böyle bir yapılaşmada benzer mekansal çözümlerin uygulandığı göz önüne alınırsa “yeni” olanı arayan bir mimari tasarımdan ziyade daha önce olumlu sonuçların alındığı, denenmiş ve risksiz bir yapılaşma modeli oluşturuluyor. Buna bağlı olarak, estetik olarak iddialı olmaya çalışmayan geleneksel mimari çevresiyle, içinde yer aldığı ekosistemle, iklimle ve doğayla uyumlu bir yaşama biçimi gösteriyor. Bu özelliklerle birlikte, maliyet açısından da ekonomik ve uygulanabilir bir model sağlıyor.

Continue Reading

KAPI VE AÇILIMI

Mental ve fiziksel olarak hazırlıklı olmadığımız durumlarda su yüzüne çıkan savunma mekanizmamız kapı kavramıyla metaforize edilebilir. Âdemoğlu temel ihtiyaçlarını giderebildiği bir lokasyon keşfetmesi sonrasında özelini muhafaza etme ihtiyacı duymuştu. Bahsi geçen muhafaza kaygısını ilk duyan kavim ise Antik Mısırlılardı. Karnını doyurmak için ve veya ticaret için kullandığı tarım belki de kapının üretiminde başı çeken sebeplerdendi. Zira tarım neticesinde üretilen ürün belli bir süre bir yerde tutulmak zorundaydı, bu ürünlerin tamamı anında tüketilemediği için kapıya ihtiyaç duyulmuştu. Dolayısıyla o zamanki şartlar besini güvenceye almak gerektiğini insanlara düşündürmüş ve toplum tarafından bu yenilikte bir beis görülmemişti. Ayrıca Antik Mısır dönemindeki yazıtlarda kapıdan bahsedilir. Kutsal ve dini bir etken olarak görülür. Nitekim “İptidai şartlar yaratıcılığı kamçılar” sözü anlattıklarımıza cuk oturacak türde ve zamansız bir cümle olduğunu her fırsata gösteriyor. İhtiyaçların fazlalığı düşünmeyi ve yeni medeniyet kapıları açmayı sağlıyor diyebiliriz.

Continue Reading

MİMARİ VE SİNEMA

 

Sanatın en kadim damarlarından biri olan mimarlık, günümüze yakın bir diğer sanat dalı olan sinema ile (28 Aralık 1895) çoğu kez bir araya geldi. Görsel edebiyat olarak da tanımlayabildiğimiz sinemada mimari etkilerin görülmesi kaçınılmazdı. Çoğunlukla Tim Burton filmlerinde gördüğümüz mimaride modernizm eleştirisi sanatın her dalıyla eleştirel olabilmeyi birbirinde getiriyor.

Bir filmin üretim sürecinde en az senaryo kadar önem sarf ediyor mimari, aslında sahnedeki durumu anlatan bazı haller istisna olarak diyalogdan ziyade mekân olabiliyor. Bazı otör (bağımsız sinemacılar) yönetmenler imza binalar, semboller kullanıyor eserlerinde, örnek verilecek olursa The Shining filmi Bates motel’de geçer dolayısıyla en az replikler kadar bahsettiğimiz otel de hatırlanır. Sahnelerde kullanılan renk tercihleri; kırmızı, siyah vs. birebir mimariyle, bir yanıyla psikolojiyle bağlantılıdır. Yalnızlığı tasvir eden patlak ampul, arka planda kimsenin izlemediği televizyon, mizansenin bize herhangi bir ev gereciyle bile anlatılacağını belirtir. İnsanların kendinde bir şeyler bulabilmesi için çevresindeki aşina olan nesneler tercih edilir ve samimiyet yakalanır.

Hattı zatında sinema çoğunlukla bir evin içinde geçen olaylar dizisidir. Bu evi de tasarlayan, potansiyel varlığını dizayn eden mimaridir yani her iki dalın üretim alanı başka türlü olsa da sanatın bağlayıcı kuvveti zincir gibi birleşen ve tam manasıyla birbirinden kopamamış, uzaklaşmış sanat dallarını yalnızca birbirine yaklaştırıyor.

Sonuç olarak mimari: toplu bir ihtiyaç sonucu ortaya çıkan yaratıcılık kalemi sinema ise sanatkârın derdini edebiyatla ve görsellikle boşaltma biçimdir ve her ikisi de sahip olduğumuz medeniyetin mimarlarından….

Continue Reading

İÇ MEKÂNDA HAVALANDIRMA

Etrafı duvarla kaplanmış herhangi bir ortamda havanın belli başlı sebeplerden dolayı sirküle edilmesi elzemdir. Bu sebeplerin başında taze oksijen ihtiyacından doğan hastalıkların önüne geçmek geliyor. Nasıl ki soğuk algınlığı geçirdiğimizde envai çeşit sıcak çaylar, çorbalar ve bunlar gibi alternatif tedavi yöntemleri, bulunduğunuz odayı havalandırmadığınız sürece işe yaramıyorsa birden fazla kişinin yaşadığı ortamlarda da havalandırma olmadan tam olarak ferahlık sağlanıyor diyemeyiz. Bahsi geçen havalandırma sistemlerinin 3 türü halihazırda mevcut. Bunlar;

Lokal Havalandırma:

Bu havalandırma türünün kullanıldığı alanlar ev, ofis gibi özelikle bölgesel alanlar..

Duvara veya cama sabitlenen duvar tipi klimalardır. Bu tip klimalar gözle görülecek kadar belirli bir boyuttadır ve tesiri mütevazı bir yaşam alanını kapsar.

Continue Reading