İÇ MİMARLAR ODASI

İlk olarak TMMOB’ye bağlı bir dernek olan İç mimarlar odası 1976 yılında 18. oda olarak TMMOB bünyesine katılmıştır.

TMMOB İçmimarlar Odası, dernek olarak faaliyetlerine başlamış, 1976 yılında oda statüsüne geçmiş olup, dünyada oda statüsüne geçen ilk içmimarlık meslek kuruluşlarından biridir. 2011 yılı itibari tam yetkili üye sıfatı ile katıldığı mesleğin küresel ve en büyük örgütü olan IFI (International Federation of Interior Architects / Designers) Uluslararası İçmimarlar / İç Mekân Tasarımcıları Federasyonu’nda ülkemiz içmimarlarını temsil etmektedir.

Ülkemizde içmimarlık eğitimi, Sanayi-i Nefise Mektebî’nde Dahilî Tezyinat dersleri ile 1926’da başlamış, Avusturyalı eğitimci Philip Ginther başkanlığında “Dahilî Tezyinat Atölyesi” 1929’da resmi olarak onaylanmıştır. 1883 yılında eğitime başlayan, resmi adı Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şâhâne olan Sanayi-i Nefise Mektebî 1928’de Güzel Sanatlar Akademisi adını almış bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adı ile eğitim vermektedir.

Nihayetinde içmimarlığın tahsiline ve tekel bir kuruluşa bağlı kalması mesleki saygınlık açısından önem arz etmektedir ki 1976’dan itibaren görüyoruz resmileşmiş durumda…  

Continue Reading

ALIŞILMIŞ MİMARİ

Geleneksel mimari, belirli bir yerdeki toplumun, belirli bir kültürünün tanıdık simgesel biçimlerini kullanan yapı biçimi olarak tanımlanıyor. Bu anlamda geleneksel mimari, toplum düzeyinde kabul edilen ve bir sonraki nesle aktarılan, ortak bir yapılı çevre kültürü olarak özetlenebiliyor. Geleneksel mimari terimi ilk duyulduğunda eski bir zamana ait olan ve belirli kalıpları tekrar eden, sadece belirli bir dönemde geçerli olan bir yapılaşma olarak kavranabiliyor. Ancak tabii ki bu kavram çok daha fazla bilgiyi ve olguyu içinde barındıran, toplumsal ve kültürel düzeyde ilginç sonuçlar veren heyecan verici bir araştırma ve uygulama alanı olarak önem kazanıyor.

Yerel ihtiyaçları, inşaat malzemelerinin bulunabilirliğini ve yerel gelenekleri yansıtan mimari bir stil olmasının yanı sıra sosyo – kültürel öğeleri yansıtan bir olgu olarak geleneksel mimari, pek çok araştırmanın konusu olabiliyor. Bugün geleneksel mimari olgusu, teorik ve pratik olarak mimarlık okullarında ya da mimarlık ofislerinde tartışılan bir konu olsa da, aslında başlangıçta mimarlar ya da şehir plancıları gibi meslek profesyonelleri tarafından geliştirilmemişti. Toplumun içinde bulunduğu çevre, ulaşabildiği yapı malzemesi, ve ihtiyaçları doğrultusunda doğrudan kendisinin geliştirdiği bir yapılaşma hali olan geleneksel mimari, bu anlamda özel bir yerde konumlanıyor. Bununla birlikte, yerel yapı ustalarının inşaat becerilerine ve geliştirdikleri bilgiye dayanan geleneksel mimari, 19. yüzyılın sonlarından beri pek çok profesyonel mimarın bu tarzı araştırması ile gerek biçimsel, gerek işlevsel olarak esinlendiği bir yapı kültürü olarak önem kazanıyor. Öte yandan geleneksel mimari, bir bölgedeki sık rastlanan yapı yapma biçimlerini tanımlamaya yararken sosyo – kültürel unsurlar hakkında da bilgi veriyor. Bu anlamda geleneksel mimari belirli bir toplumun o yöreye ait yaşam biçiminin mekansal bir karşılığı olarak okunabiliyor. Halkın doğa ile kurduğu ilişkinin uyumu ve çevresel koşullara karşılık ürettiği yapısal çözümler ile oluşan bu denge aslen geleneksel mimariyi geleceğe aktarıyor.

Geleneksel Mimarinin Ortak Özellikleri Nelerdir?

Profesyonel bir tasarımcının üretmediği geleneksel yapılaşmalar genel olarak birbirini tekrar eden bir tipolojiye sahip olabiliyor. Böyle bir yapılaşmada benzer mekansal çözümlerin uygulandığı göz önüne alınırsa “yeni” olanı arayan bir mimari tasarımdan ziyade daha önce olumlu sonuçların alındığı, denenmiş ve risksiz bir yapılaşma modeli oluşturuluyor. Buna bağlı olarak, estetik olarak iddialı olmaya çalışmayan geleneksel mimari çevresiyle, içinde yer aldığı ekosistemle, iklimle ve doğayla uyumlu bir yaşama biçimi gösteriyor. Bu özelliklerle birlikte, maliyet açısından da ekonomik ve uygulanabilir bir model sağlıyor.

Continue Reading